Hakkı Ağabey Saygım Sonsuz Ama…
2 Kasım 2009 - 13:23 | Can Sinan ARTUÇ yazdı | 220 kere okundu
Bu hafta “Web Programcılarına Tavsiyeler” yazısı yazacaktım, ama bu olay konuyu bastırdı. Sıcağı sıcağına yazmak istedim. Sevgili Hakkı Öcal Ağabeyimiz geçmiş bir yazısını yeniden gündeme getirmiş, ama bence geçmişteki hatalarını yeniden tekrarlamış
Aması “Yanlışsın Hakkı Ağabey!”… Sevgili büyüğümüz Hakkı Öcal’ı tanıyor musunuz? Eğer bilgisayar dergilerini ve bilişim camiasını takip ediyorsanız, adını mutlaka duymuşsunuz. Her ne kadar bütün fikirlerine katılmasam da, yapmaya çalıştıkları ile saygı duyduğum, 15 yaşımda başladığım bilgisayar dergiciliği ile aynı yayınlarda omuz omuza verdiğim, bana “kardeşim” diyen, benim de “ağabey” dediğim bir büyüğümdür kendisi. Lakin saygıda kusur etmeyerek, son köşe yazısına (daha önce yazılan, ama tekrar yayınlanan) katılmadığımı ve yanlış bilgilendirme yaptığını üzülerek belirtmek isterim.
Köşe yazısı uzun, ama belli bir mantık çerçevesinde ilerliyor: “BTciliği (kendi tabiridir) halka yaymak, herkesi BTci yapmak”. Kendisine can-ı gönülden katılıyorum, ama herkes BTci olamaz. Hindistan böyle bir şey yapıyor, oldukça büyük oranda Hintli’nin çalıştığı Windows Vista’nın başarısını gördük. Windows 7 sizce neden daha iyi? Üstelik bu fikrini savunurken de “bilgisayar mühendisi” gibi bu işin eğitimini almış kişilere tabir caizse “giydirmiş”. Daha önce pek çok kez bilgisayar mühendisliği ile ilgili hem kendim, hem de arkadaşlarımla yazılar yazdım: Türkiye’de Bilgisayar Mühendisi Olmak, Teknovole.com’dan: Bilgisayar Mühendisliği, Bu Dönemi Boş Geçmeyin . Google, Silikon Vadisi’nde halen mühendis çalıştıran ender şirketlerden biri, başarısı da ortada.
Bu satırları da köşe yazısına yorum olarak yazdım, ama onay bekliyor. Onaylanır onaylanmaz bilemem, buraya tekrar yazıyorum:
Elma ile armutu kıyaslamamak lazım. Merak eden varsa buradan bilgisayar mühendisliğinin ne olduğunu öğrenebilir: http://www.canartuc.com/blog/?p=120
Ben masanın her iki tarafında da oturdum, iş isteyen ve işveren olarak. Nice bilgisayar mühendisi gördüm INNER JOIN yapmayı bilmez, nice bilgisayar mühendisinden daha iyi olduğunu iddia eden gördüm RECURRENCE (kendisine dönen işlem – programlama lügatında class ve fonksiyonlarda kullanılır) nedir bilmez. Recurrence anlatmak ve mantığını kavratmak her yiğidin harcı değildir. Sizin “popüler bilişimcilik” olarak tanımladığınız yayıncılık anlayışında bunu anlatabilen insan da görmedim. Bu arada olaya “okuyucu” cephesinden değil, doğrudan dergide yazan editör cephesinden bakıyorum. Siz de hatırlarsınız, PC LIFE’ta yazarken 15 yaşımdaydım. O dönemde programlamayı yine biliyordum, ama biri bana “recurrence mantığını kavrat” dese “yahu ben zor kavradım, nasıl kavratayım” derdim. O dönemlerde (şimdilerde de öyle) dergilerde programlama dersleri genellikle girdi-çıktı (input-output) olayında sonlanırdı, devamı gelmezdi, acaba neden?
Recurrence olayının çok üzerine gitmek istemiyorum, ama iyi örnekleme olacağı için tekrar değineceğim. Recurrence olayını üniversitede öğrencilerime anlatabildim. Neden biliyor musunuz? Çünkü bilgisayar mühendisi olarak “Introduction to Algorithm” (Algoritmaya Giriş) dersinde aldığım bilgiler, olayı “kavratabilme” açısından bana oldukça yardımcı oldu. Olay “kendine dönen fonksiyon” demekle bitmiyor, daha bunun performansı var.
Sizin “üzülerek” söylediğiniz sertifikalardaki “mühendislik” kelimesinin çıkarılmasına açıkçası ben üzüldüğümü söyleyemeyeceğim. Bu bilgisayar mühendisi olarak kompleks yaptığımdan değil. Sertifika veren kurum ya da kuruluşların nasıl eğitim verdiklerini biliyorum çünkü. “Hadiii hoooop şurdan çektik veriyi, burdan aldık yazdık bitti”. Performans? Verimlilik? Analiz? Veritabanı mimarisi? vs vs hikaye olmuş, “Gerek yok canım bunlara” klişeleri ile geri plana itilmiş. “Yahu diş çekmeyi bilmeden nasıl kanal tedavisi yapacağım?” – “Gerek yok canım, sen köprüyü kur yeter”. Aynı bunun gibi.
Anlatma konusunda her ne kadar fikirlerinize katılsam da (yalın, sade, herkesin anlayabileceği bir şekilde), geçmiş yazınızı yeniden hayata geçirerek geçmişte yaptığınız yanlışı tekrarlamışsınız.
NOT: Hadi bana da “elitçi” damgası vurun.
Köşe yazısına yorum olarak Hasan Civelek isimli bir okuyucu şöyle yazmış:
“Hakki Abi, ağzına ve kalemine sağlık. Sayende 5 yıl okuyup zerre kadar sevmediğim ve anlayamadığım, sırf mecburiyetten tercih edip okumak zorunda kaldığım Elektronik Mühendisliği eğitimimin ardından hep sevdiğim ve hep olmak istediğim programcılık mesleğini 10 küsür yıldır severek yapıyorum. 10 yıldır PHP yazıyorum ve senin yeşil php kitapçıkların hala bir adım ötemde durur. Çoğu kere Google”da değil de senin satırlarında ararım cevabı :) Müsadenle bu yazını aynen blogumda yayınlayacağım.”
Ben de kendisine buradan cevap veriyorum: İyi halt ettiniz! Yahu herkes Web programcılığı yapacaksa, kim robot yapacak? Elektrik Elektronik okuyup ille de televizyon tamiri yapacaksınız mı diyor insanlar? Yapay zeka ve robotik teknoloji ne zamandan bu yana bilişim teknolojilerinden harici tutuluyor? Ayrıca bir robotu hareket ettirmek için de kod yazıyorsunuz, ille PHP derdi nedir? Hadi “Türkiye’de eğitim eşitsizliği var, Kamu Yönetimi’nden mezun oldum, 10 yıldır PHP yazıyorum” deseniz anlarız da, Elektrik Elektronik Mühendisliği’nin de öyle az buçuk puanı yok yani.
Benim hep dediğim bir şey var: Herkes kendi işini yapsın… Bugün Türkiye’de “ara eleman” denilen “tekniker/teknisyen” açığı, mühendis açığından fazla, biliyor musunuz? Çünkü herkes “mühendis” olmanın derdinde. Olma kardeşim, mühendis olmakta bir halt yok. Olunca sana dünya kupası vermiyorlar. Neyse düzen, o şekilde çalışmaya devam ediyorsun. Bunu da daha önce Türkiye’de Bilgisayar Mühendisi Olmak yazımda anlattım.
Bir de benim takıldığım bir şey var… Yurtdışında yaşayarak, Türkiye hakkında yazma olayı. Bu ne kadar objektif ve yerinde bir değerlendirmedir? Yoksa yurtdışında dinlenecek çok zamanınız var da kendi kendinize olmayacak şeyleri düşünerek hüsnü kuruntu mu yapıyorsunuz? Valla Türkiye’de bizim böyle boş zamanlarımız yok. Günde 12 saat çalışıyoruz, ama mesai ücreti alamıyoruz örneğin. O yüzden eğer Türkiye kapsamında yazılar yazacaksanız, mümkünse gelip Türkiye’de yaşayarak yazın bu yazıları. 4 yıl dirsek çürütmüş (öncesinde sınav hazırlıklarını vs katmıyorum), gecesini gündüzüne katmış, sırtında dağ gibi aile ve çevresinin beklentisi olup da alnının akıyla mezun olmuş, ama şimdi iş bulamadığı için parklarda gazete okuyan genç Türk mühendislerine, “Neden canım sertifika programlarından mühendis tabiri çıktı?” kaprisi yapın lütfen. Ama alacağınız cevaba da şimdiden hazırlıklı olun.
Bu aradada “Popüler Bilişimcilik” olarak tabir ettiğiniz yayınların hepsi “battı”. Evet, kapanmadılar, “battılar”. Ben de bu batanlara canlı canlı şahit oldum, nitekim pek çoğunda yazarlık ve editörlük yaptım.
Son olarak da, Türkiye’de neden açık kaynağın halen bazı tekellerde tam olarak açılmadığı dokundurmasına değinmek istiyorum Hakkı Ağabeyin. Çünkü Türkiye’de emek hırsızı çok, mutlaka bir denetim gerekiyor. Size iki örnek vereyim: Teknovole.com bildiğiniz gibi bağımsız ve özgür bir site. Zaman buldukça bildiklerimizi paylaşıyoruz. Buna rağmen, utanmadan sıkılmadan, kaynak göstermeden yazılarımız çalınıyor. Üstelik öyle Sarı Çizmeli Mehmet Ağa değil. Geçtiğimiz günlerde sabit disk satan İnternet mağazasının bizden yazı “çaldığına” şahit olduk. Gerekli uyarıyı yaptıktan sonra kaynak koyma zahmetinde bulundular, sağolsunlar. İkinci örnek de kendimden. Daha önce burada Wordpress’te tarihlerin Türkçe çıkması için gerekli dosyayı Türkçeleştirdim. Dosyanın en başına da “Türkçeleştirme: Can Sinan ARTUÇ” gibi bazı “görünmez” satırlar yazdım. Siteye girdiğinizde bu satırları göremezsiniz, ancak o PHP dosyasını açacaksınız ki o zaman göreceksiniz. Onu açan adam da sitenin sahibi zaten. Bir arkadaşım, “Birader sağolasın ya, çok iyi oldu bu” deyip dosyayı kendi sitesinde kullanmış. Sonra sunucuda bir sorun oldu, bana sunucunun şifresini ve kullanıcı adını verdi. Düzelttim, son dakika aklıma dosyaya bakmak geldi. Bir baktım, başına yazdığım şeyler silinmiş. “Yuh be arkadaş bunu yapıyorsa, diğer kullanıcıları düşünemiyorum” dedim kendi kendime. O satırların o dosyada durmasında, kullanana giren çıkan ya da batan çıkan nedir anlamış değilim. Dün kendi ihtiyacım doğrultusunda bir program yazdım. Bir kök ismi veriyorsunuz, başlangıç ve bitiş sayısına göre o kadar klasör yaratıyor. Şu anda onu ücretsiz paylaşılacak duruma getiriyorum, yakında Teknovole.com’dan paylaşacağım. Ama kaynak kodlarını paylaşıp paylaşmamakta kararsız kaldım. Programın daha geliştirilmesini isterim, ama bunu yapacak adam da “başlangıcına” saygı duymayarak, bana gerekli “krediyi” vermeyecek, adım gibi biliyorum. Gel de kaynak kodları paylaş şimdi!
İnsan küçükken anlayamıyor da, büyüyünce bazı şeylerin farkına varıyor ne yazık ki… Hakkı Ağabey, “blog”unu görünce “Vay be!” dedim. Sonra da düşünmeden edemedim: “Yurtdışından cızırtılı yayın yapan taraflı ‘gazeteci’”.
Köşe yazısı olarak haftaya görüşmek üzere…

Kurucu

(AYRILDI) 1984 Ankara doğumlu. 2001 yılından başlayarak bugüne kadar sırasıyla NetLIFE, PC LIFE, PCnet ve PC WORLD dergilerinde yazılım editörlüğü görevinde bulundu. Bilgisayar Mühendisi olmasına karşın, programlama kadar görsel tasarıma da önem verir. İlgi alanları arasında güvenlik, yazılım, teknoloji, programlama, veritabanı ve tasarım yer alır.
» Toplam 348 yazı yazmış olan yazarın diğer yazıları için tıklayınız






25 yorum yapılmış
Mustafa Çağrı ÇALIŞKAN,
2 Kasım 2009 tarihinde:
doğru bir bakış açısı…
Cumhur Baştürk,
2 Kasım 2009 tarihinde:
Hay ağzını öpeyim evladım. Öyle Amerika’dan atıp tutmakla olmuyor bu işler. Bu ve bunun gibi daha niceleri Amerikalardan bizim müslümanlığımıza karışırlar. Hadi gel dersin fikir özgürlüğü yok Türkiye’de gelmeyiz derler. Ulan 34 PKKlı pişman değiliz diyor daha paşa gibi karşılıyoruz daha ne biçim özgürlük verelim? Kardeşi kardeşe, genci gence kırdırır bunlar ta Amerikalardan. Neyse ki senin gibi gençler de var bu ülkede. Oğluma da söyledim, oku bu yazıyı Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyununun örneğini gör dedim. Hay ağzına sağlık!!!
Yılmaz DEMİRCİ,
3 Kasım 2009 tarihinde:
Ben böyle bir IT uzmanı görmedim. Siyasete de girer bu adam yakında. :-) Göz ucuyla baktığımda bile orduya düşman olan biri gibi geldi, okusam kesin Amerikan ajanı der işin içinden hemen çıkarım. En iyisi fazla kurcalamamak!..
Ziyahan,
4 Kasım 2009 tarihinde:
Sayın Yazar;
Yazınızı okudum. Önceleri FF’de de dönen bu tartışmaya da kendini sorumlu hissedip taraf olmuş; orada da dilimiz döndüğünde birkaç kelam etmiş idik.
Sizin yazınızda da FF’de savunulan argümanlardan birkaçını, oradaki kadar seviyesizce olmasa bile aynı cürette savunulduğunu gördüğümden bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim.
Öncelikle herkesin BT’ci olamama savınızdan başlayalım. Herkesin, istidatı nispeti ile BT’ci olup olamayacağı söz konusu edilebilir. Fakat, burada zımmen Hakkı Öcal’ın, herkesi bilişimci yapmak niyetinde olduğu savunuluyor ve kabul ediliyor. Oysa Hakkı Öcal herkesi değil, bilişime istidatı olan zeki ve yetenekli fakat büyük kentlerdeki akranları kadar imkan ve şansa sahip olmayan gençleri bilişimci yapmak iddiasında ve çabasındadır. Bizzat, bu yazıyı yazan kişi ve sizin alay makamında iktibas ettiğiniz okur yorumlarının sahiplerinin varlığı, Öcal’ın iddiasını ispat bakımından katettiği mesafeyi kanıtlamaya muktedirdir sanıyorum.
İkincisi; kurumların ya da kişilerin kendilerine bilimsellik veya “akademiklik” vehmetmesi ile bu işin olmayacağı, bilimsellik, akademik disiplin ve tavrın, nesneler arasında kurulan nedensellik ve analitik düşünme ile ilgili olduğu da bir başka gerçektir. Döne döne iddianızı ispat kabilinden zikrettiğiniz “recurrence” kavramının yazılım terminolojisinde “recursive” olarak anılması ve kabul görmesi bir yana, Hakkı Öcal ‘ın iddiası da tam da, sizin gibi yabancı dildeki kaynaklardan istifade için maddi ve manevi imkan bulamamış gençlere, anlayacakları dilde yardım etmektir. Kanımca, Öcal ne balık vereceğini ne de balık tutmayı öğreteceğini vaadetmiştir. O; bizlere, bizim gibi gençlere yalnızca balık tutmayı öğrenmeye giden yolu işaret etmiştir. Bu işaret faslında, işaret edilen noktaya değil de, işaret edilen parmağa bakıyor isek, bir Maya atasözünde söylenildiği gibi, “parmak sana güneşi işaret ederken, sen güneşe değil de parmağa bakıyorsan ahmaksın.” konumuna esefle varmış olmaz mıyız?
Yazınızın başında saygı sözleri ile andığınız kişiye, yapıp ettiklerini bir yana bırakıp, ekşi sözlük jargonu ile “cızırtılı radyo” yakıştırmasını yapmanız, yazınızın tutarlılığından daha fazlasını ispat ediyor kanımca.
Selamlar.
Can Sinan ARTUÇ,
4 Kasım 2009 tarihinde:
@Ziyahan –
Merhabalar,
Öncelikle böylesine uzun bir yorum yaparak, ne demek istediğinizi detaylı olarak anlattığınız için teşekkür ederim. Nitekim Teknovole.com’da şu ana kadar yayınlanan 921 yorumda, Teknovole.com editörleri hariç bu kadar uzun yorum yazan başka biri olmamamıştı.
Türkiye’de fikir özgürlüğü denilen bir kavram var. Ben dilediğim fikri ve düşünceyi, karşı tarafa hakaret etmediğim müddetçe istediğim cürette yazabilirim. Sizin tıpkı bana cevap yazma cürettinde bulunduğunuz gibi (bu aşağılamak anlamında değil, sizin yorum yapma özgürlüğünüzle benimki arasında herhangi bir fark göremememdir).
Siz ve sizin kafa yapınızdaki insanlar, her ne hikmetse “büyük şehir”deki insanları bir “halt” sanmakta ve fırsat eşitsizliğini dillerine dolamaktadır. Halbuki iyi bir yerlere gelen insanlar arasında bir oranlama yaparsak, birçoğunun “fakirlikten” gelme olduğunu görürüz (Meraklısına: Meşhur Olan Fakir Çocuklar: http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=214&sa=48079166 ).
Alay makamı olarak iktibas ettiğim şeyin açıkçası ne olduğunu merak ettim. Benim oradaki tepkime “alay ediyor” diyecek kadar aklı selimden bi’haber olduğunuza inanamıyorum açıkçası. Benim verdiğim örnekte bilişim ve teknolojilerle bir elektronik mühendisinin ilgilenebileceğini ancak sektörün ve dünyada belli bir yer edebilmemizin “sektörle alakalı” konularda çalışmalar yapmanın gerektiği ile alakalıdır. Nitekim ben örnekte “Elektronik mühendisi olup iyi halt ettiniz bilişimci olarak” demiyorum, “Robotu kim yapacak?” diyorum. Nitekim robotik teknolojiler, elektroniğin alanına girdiğinden dolayı, elektrik elektronik mühendisleri için daha ufku geniş bir sektördür (içinde programlama da var üstelik). Bu anlaşılması çok zor bi’haberliğinizi, ÖSS’ye hazırlanırken meslek tanıtım kitapçıklarını okusaydınız aşabilirdiniz diye düşünüyorum.
Önüne gelen programlama dili kitaplarını okuyup “programcı” olduğunu zanneden biri olduğunuzu düşünüyorum. Nitekim ben yazımda “algoritma”dan bahsedip “recurrence” derken, siz çıkıp o kelimenin aslında “recursive” olduğunu ve bunun programlama lügatında böyle geçtiğini söylüyorsunuz. Halbuki kavramın aslı “Recurrence”dır ve matematiksel bir algoritmadır (Meraklısına: Introduction to Algorithms – Thomas H. Cormen & Charles E. Leiserson & Ronald L. Rivest – MIT Press – Sayfa 53). Nitekim “programlama” ortaya çıkmadan önce “matematik” vardı. “Bilgisayar bilimi/mühendisliği” gibi bir kavram olmadığı dönemlerde, programlamayı “matematik” bölümü mezunları gerçekleştirirdi. Ancak siz “programlama” kitaplarındaki “mutasyona uğramış”, kendine dönmeyi sadece “Tower of Hanoi” (Meraklısına: http://en.wikipedia.org/wiki/Tower_of_Hanoi ) ile açıklayabilen “recursive” kelimesinin doğru olduğunu zannediyorsunuz, ama ne yazık ki yanılıyorsunuz. Algoritma bilmeden yazılan program, büyük bir şirketin muhasebe defteri ile bakkal defteri arasındaki farka benzer. Programlamada “algoritma” olmazsa olmazdır ve bütün büyük şirketler ve bu işi bilen profesyoneller uygulamalarını hayata geçirmeden önce “algoritma” olarak sonuca ulaştırır. Örnek: PageRank (Meraklısına: http://en.wikipedia.org/wiki/Pagerank )
Üstelik siz ve sizin gibi düşüncelerde olan kişiler “İngilizce, eğitim ve öğretimi”, sizin tabirinizle “büyük şehir”de ve “parayla” gerçekleştiğini zannederek, durduk yere kutuplaşmalara neden oluyor. Size kendimden bir örnek vereyim. Ben İngilizce’yi Anadolu Lisesi’nde öğrendim. Anadolu Lisesi’ne girmek için paraya ihtiyacınız yoktur, devlet okuludur. Üstelik ailemin maddi imkanı olmadığı için kursa gidemedim, tıpkı ÖSS’ye hazırlanırken olduğu gibi. Bu benim hırs edip, “parayla saadet olmaz” düşüncesinden yola çıkarak başardığım bir olaydır. Dershaneye gitmeyerek, bu harcanacak parayı üniversitede harç olarak kullandım. Yetmedi, üniversitede çalıştım, asistanlık yaptım. Yetmedi, şirketlere teknoloji danışmanlığı yaptım. 15 yaşımdan bu yana bilgisayar dergilerinde yazmamın da bir nedeni “parasızlık”tır. Üstelik manevi sıkıntılar da cabası, ama ailevi olaylara burada değinmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Sonuçta ne mi oldu? Elimde kapı gibi bilgisayar mühendisi diploması var. İsteyen ve azmeden herkes bunu başarabilir, “büyük şehir”de olmanın herhangi bir avantajı yoktur. “Zengin” ile “fakir” kutuplaşması yaratarak insanları birbirine düşürmeye çalışmayın. Böyle örnekleri geçmişimizde “sol ve sağ” olarak yaşadık zaten, tekrar yaşamamızın bir anlamı yok.
Madem programlamadan bahsediyoruz, bir yanlışınızı da bu jargonu kullanarak açıklayayım. En son bahsettiğim “cızırtı yayın yapma” olayı farklı bir sınıftır (class). Nitekim yazıyla aynı sınıfa soksam o cümleyi “Yurtdışından cızırtılı yayın yapan taraflı ‘IT uzmanı’” olarak yazmam gerekirdi. Fakat siz bunu anlamayarak, kendi kendinize “saygısızlık” yaptığım hüsnü kuruntusuna kapılmışsınız. Ama benim cümlem nedir?: “Yurtdışından cızırtılı yayın yapan taraflı ‘gazeteci’”. Burada Sevgili Hakkı Öcal’ın “gazetecilik” tarafına değinmiş ve siyasi görüşünü eleştirmişim. Nitekim Sevgili Hakkı Öcal “gazetecilik”ten gelme biridir. Sınıfları ayıramamanız, bana “butonun altına bütün kodu gömen bir programcı” olduğunuzu çağrıştırdı nedense. Ayrıca her ne kadar şahsi olarak bu tarz siteleri takip etmesem de, “ekşi sözlük”e siz ve sizin gibilerin neden bu kadar kin dolu olduğunuzu anlayamıyorum. Halkın sesi bu kadar mı ağrınıza gidiyor?
Saygılar…
Selma Atar,
5 Kasım 2009 tarihinde:
Teknovoleyi sevmemin en büyük nedeni bu. Editörleri yazdıklarına hakim gerektiğinde hem bilimsel hem de araştırmacı yanıtlar verebiliyorlar. Ben üniversitede doçentim ve bu tutumunuz beni oldukça mutlu ediyor. Daha önce hiç yorum yazmadım ama şimdi gerekli olduğunu hissediyorum. Aslında çok da bir şey söylemeye gerek yok, iki yorum arasındaki fark üniversite havasını koklamakla koklamamak arasındaki farkı ortaya koyuyor. Bir yorum tamamen kişisel, diğeri ise bilimsel ve kaynaklar gösterilmiş.
Ben de burada yazının sahibine katılıyorum. Üniversite sadece bilginin öğretildiği bir yer değildir. Doktorluk, avukatlık vb. meslekler haricinde herkes o bölümle ilgili üniversite eğitimi almış birinden fazla bilgiye sahip olabilir. Üniversitede amaç, bilimsel yaklaşım ve teoriyi hayata geçirmektir, bunu dışardan yapamazsınız, kitaplardan öğrenemezsiniz. Yazarın verdiği örnekten yola çıkarak, bugün sağlam bir yumruk atan biri de insanın dişini sökebilir, diş doktoru da. Fark, yumrukla dişinizin söküldüğünde eğer iltihap kapmamasını ve yüzünüzün şişmemesini istiyorsanız yeniden diş doktoruna gitmeniz gerektiğidir. Diş doktoruna gittiğinizde ise bunun için tekrar gitmenize gerek kalmaz. Bilişim sektörünü sizin kadar bilmiyorum, yanlışım varsa düzeltin lütfen. Sadece çevremden gördüğüm kadarıyla bu işin ehliyetini almamamış birine yaptırılan programın üzerinden er ya da geç bu işin eğitimini almış ve kendini geliştirmiş birinin geçmesi gerektiğidir.
Eleştiriler her zaman olacaktır ama sizi takdir edenlerin de olduğunu unutmayın.
Sevgilerle
mihrac,
5 Kasım 2009 tarihinde:
Merhaba.
öncelikle ilgiyle okuduğum yazınız için teşekkür ederim. ben Programlama da sizin kadar uzman veya birikimli değilim. ama bende sizin gibi aile ve toplumdan üslup dersleri almış bulunmaktayım.
yazınızda “herkes kendi işini yapsın” demişsiniz. gayet haklısınız. fakat herkesin kendi işi “içinde bulunduğu” mudur, yoksa “içinde bulunmak istediği” mi? yani bu konuda
Elektronik sektöründeki açığı vurgulamanız benim de gerçekten hoşuma gitti. çünkü insanlar gerekene değil, popüler olana eğilme çabasında.. bu da galiba ülkemizin geçmişten bu yana osmanlı yıkıntısı ve maddi çöküntüden yükselişe geçme sancısı ile ilgi olsa gerek. Fakat yukarıda dediğim gibi, insan O olmak istemiyorsa bu konuda yargılama hakkına sahip değiliz.
Hakkı bey konusunda ise aklımdan hep geçen şudur: “eksik ya da hatalı, ama içten gelen..” geçmişte kattıkları iyi yönleri de vurgulamak lazım emektar insanların. Hakkı Öcal’ın faaliyetlerini
eleştirip, hatta bazen yerden yere vurmaya çalışan bir çok diplomalı diplomasız insanların yazılarına şahit oldum.. galiba medya da işleyen usta çamurlayarak üste çıkma prensibi şimdi de işliyor.( bu size özgü bir cümle değildi. ) sizin yazınızda tam olarak bunu düşünmedim ama ne yalan söyleyeyim en azından niyetini belirtmek açısından iyi olan yönlerini de anlatmanızı isterdim.. Ayrıca üslubunuzu hiç te bilişimci edasıyla kullandığınızı düşünmüyorum. çünkü bazı cümleleriniz sizin de siyaset kokan yazılar yazabileceğinizi gösterir. ve konu bilişimin teknik boyutu ise insanların siyasi görüşlere sahip olmalarını yine siyasi bir dille eleştirmeyin bence. ha benim görüşümü sorarsanız, İnsan ihtiyaçlarını karşılamaya başladığından beri siyasetin içindedir zaten..
ayrıca Yılmaz ve Cumhur beylerin düşüncelerini açıklama yöntemleri de çok komik. ilk komedi: ameridan atıp tutmakla alakalı. beyler bua dam amerikalı değil.. özgürlük kavramına gelince, 34 PKK lının TR ye dönmesine karar veren amerikadır zaten.. bu gerçeği hepimiz biliyoruz.. bence insanların Millet sevgisi üzerinden bilişim köşesi yorumlarına girmeyin.
Shakespear’ın hamlet oyununda güzel bir cümle geçer “bir gerçeği büyüterek ya da Küçülterek bilgisizleri güldürebilirsiniz..ama bu bilenleri üzer.
oysa bilgi bir dost, bilgisiz bütün bir kalabalıktan daha önemli olmalı sizin için..”
Ve bu ülkede Hakkı Öcal’ın yakasına amerikancılık(!?) yaftası yapıştırılıyorsa, önce herkes kendi kültürüne sızan Amerikan damlalarını atmalı..
saygılar.
Yılmaz DEMİRCİ,
5 Kasım 2009 tarihinde:
@mihrac – Bu benim kullandığım bir tekniktir. Hakkı Öcal’ ın tüm bloğunu okumak zorunluluğum olmadığından şöyle bir göz attığımda dikkatimi çekenlere göre eğlenceli birşeyler yazmak istedim. Fanatiklerinin burayı basacağı aklıma gelmemişti. Bu durumda siz de bir Amerikan ajanı olabilirsiniz. O yüzden pek ileri gitmek istemiyorum. :-) Şaka bir yana, ben cidden böyle bir IT uzmanı görmedim! Orduya düşman derkende yazılarının içinde halkı orduya isyana itecek cümleler bulunmaktaydı. IT’ ci kavramını düşünecek olursak, ne alaka? Amerika’ da yaşayan biri için bence bu şahıs fazla uçmuş ve Amerikalılar özgürlüklerini fazlasıyla aşılamışlar bu kişiye. Ayrıca, Amerika’ nın adamı olma ihtimali hâlâ var. T.C. Başbakanı hakkında bile böyle düşünceler olduktan sonra bana bu konuda kimse haksızsın diyemez!.. Dediğim gibi, göz ucuyla bunları çıkardım, okumak beni nerelere sürükler bilemiyorum. :-)
Can Sinan ARTUÇ,
5 Kasım 2009 tarihinde:
@mihrac –
Merhabalar,
Pek çok insan uzun görünce okumuyor, ama ben uzun yazıları okumayı daha çok seviyorum :) O yüzden size de uzunca bir yorum yazdığınız için teşekkür ederim. Uzun olunca cümleler havada kalmıyor, tam olarak anlatılmak istenen anlatılabiliyor.
Önce siyaset olayına gelelim. Ben İnternet üzerinde, kendi arkadaşlarım haricinde siyaset, din ve futbol üzerine konuşmam. Çünkü her üçünün de fanatiği vardır ve polemiklerle uğraşamayacak kadar yoğun çalışıyorum. Hatta bu konuda açıklamamı http://www.teknovole.com/sizin-icin-sectiklerimiz/web-tasarimcilarina-tavsiyeler/ köşe yazımdaki “Ortaya Karışık 3″e bakabilirsiniz. Fakat Türkiye Cumhuriyeti benim ülkemdir, ordusu benim ordumdur, kurumları benim kurumumdur. Ben bu ülkede doğdum ve vatanım burasıdır. İnsan afedersiniz yemek yediği kaba işemez. Dolayısıyla köşe yazımın taa en sonunda bu konuda 2 satırlık bir şey yazdım. İstesem daha uzun yazamaz mıydım? Yazardım… Ama benim işim siyaset değil. Hatta size ekran görüntüleri ile kanıtlayabilirim, forum açacağımız zaman “siyaset, futbol ve din olmayacak, sadece bilişim ve teknolojileri olacak” dedim, halen de aynı görüşteyim. Şu anda Türkiye’de benzer forumlarda bu konular var ve polemiklerle hit sağlıyorlar. Bizim amacımız bu değil. Yorumlar ise ancak kişilik haklarına saldırı olduğunda onayımızdan geçmiyor. Türkiye’de İnternet konusunda yeterinde “kısıtlama” ve “yasak” var zaten, bu yasakçılara +1 eklemek istemiyoruz.
Ben bu yazıyı yazdığımda sanki Hakkı Öcal ile düşmanmışım gibi algılandı. Alakası yok. Ben Hakkı Ağabey ile 10 senedir görüşüyorum, konuşuyorum. PC LIFE dergisinde beraber yazdık, battığında gemiyi en son terkedenlerdendik. Benim düşmanlığım falan yok, katılmadığım noktalarını söyledim. Bunu yüzüne de söylerim.
Hakkı Ağabeyin köşe yazısına, kendi yazımda iki kere linkleme yaptım. Köşe yazısında yaptıklarını sıralamış zaten, tekrar burada yazma gereksinimi hissetmedim. Sizin dediğinize katılıyorum: “eksik ya da hatalı, ama içten gelen”. Çıkartmış olduğu PHP kitapçıkları ile hem derginin trajını arttırdı hem de bu işe meraklı insanların peşinden gidebilecekleri bilgiler verdi. Tabii bunda Amerika’da oluşunun da büyük bir etkisi var. Türkiye teknolojiyi 50 sene geriden takip ettiği için İnterneti farklı bir şey zannediyorduk (mesela ben o dönemde perl kullanarak CGI programlıyordum ve İnternet programcılığında daha iyi bir dil ortaya çıkacağını düşünmüyordum).
Olayın her iki tarafında da yer aldım. İnsan annesinin karnından bilgisayar mühendisi olarak çıkmıyor ne yazık ki :) ABC’yi öğrendiğimden bu yana kod yazıyorum. Unix, Commodore 64 (basic), Amiga 500 Plus, Fortran, Pascal, Cobol… Günümüzde PHP, ASP .Net, C#, C/C++, Java (çok iyi değilim). Bilgisayar mühendisi olmadan önce de oldukça iyi paralar kazanıyordum yazdığım programlardan. Hatta üniversiteye gitmek istemedim, “Ben bu işi gayet iyi biliyorum, boş yere neden 4 yılımı öldüreyim?” dedim. İnanır mısınız, kazandıktan sonra 1.5 ay ciddi anlamda düşündüm gidip gitmemeyi. İnsanlar bilgisayar mühendisliğine çağın mesleği diye hoplaya zıplaya gidiyorlar, ben düşünüyorum :) Sonra gidip “denemeye” karar verdim ve 4 sene de üniversitede kaldım :) Üniversiteyi bitirdikten sonra yazdığım programların daha kaliteli, daha performanslı ve daha uzun ömürlü olduğunu görüyorum. İçime daha çok siniyor, algoritmalarını çıkartıyorum, mantık şemalarını çiziyorum vs. Benimle iş yapmış kişilere daha iyi anlatabiliyorum her şeyi. Eskiden öyle değildi, yaz geç, çalışıyorsa sorun yok. Bunu normal hayatta yaşayamazsınız. Aslında bu tarz çalışma için üniversitede ders de yok. Ben böyle bir özelliği nasıl kazanıyor insan diye düşündüğümde, verilen ödevler olarak görüyorum. Karşınızda doçent, profesör vs. olunca ve siz o dersten geçmek zorunda olduğunuzda (nitekim mühendislik bölümlerinde – diğer bölümlerde varsa da bilemiyorum – 1 ders 4 dersi açıyor. Yani siz 1 dersten kalırsanız, okulunuz yarım dönem atıyor), kendinizi “mükemmel” için öyle bir zorluyorsunuz ki… Sonrasında bu alışkanlık haline geliyor. Ama üniversite olmadığında işler böyle yürümüyor. Nitekim günümüz patronları bu sektöre henüz fazla önem vermediğinden, oldukça “komik” fiyat teklifleri sunuyorlar. Siz de “eee o kadar paraya bu kadar” diyerek salla paça iş yapıyorsunuz. Bir süre sonra da böyle iş yapmak sizde alışkanlık haline geliyor.
“yazınızda “herkes kendi işini yapsın” demişsiniz. gayet haklısınız. fakat herkesin kendi işi “içinde bulunduğu” mudur, yoksa “içinde bulunmak istediği” mi? yani bu konuda” demişsiniz. Evet Türkiye’de fırsat eşitsizliği var, bunu kabul ediyorum. Bunu söylediğimde sadece yazımdaki alakalı kişilere söylemiyorum, herkese söylüyorum, tüm Türk insanına. Türk insanı başbakanın oğlu gelip 28 gün bedelli askerlik yapınca askere gitmekten soğuyor. Herhangi bir siyasi ihaleye fesat karıştırınca “O yapıyor ben de yaparım” diyor. Ben de diyorum ki, herkes kendi işini yapsın. Daha önceki yorumumda da yazdım ne şartlarda okuduğumu. Yaptığım tek bir şey vardı, kulaklarımı kapadım ve kendi işime baktım. Saygınlığı parayla kazandığınız zaman balon gibi bir süre sonra patlar. Şayet saygınlığı bilgi ile kazanırsanız bu kalıcı olur. Ben ikinciyi tercih ettim ve şu anda herkesin karşısında durabiliyorum. Bu yazıyı 15 yaşımda PC LIFE’ta yazarken yazamazdım, yazsam komik olurdu. Biri bana çıkıp “Sen kimsin lan” dese, boynumu büker bir kenara çekilirdim. Şimdi biri bana bu şekilde derse, “Ben bilgisayar mühendisiyim, sen kimsin?” diyebilirim. Bu durumda da karşı taraftakinin renkten renge girmesi kaçınılmaz oluyor. Bu ülkede ciddi anlamda okumak isteyen fakir çocukların elinden tutan oldukça fazla hayırsever ve kurum var. Siz hiçbir çaba göstermeyeyim, ama elimde diploma olsun diyorsanız, o zaman olmaz. Fakir insanların zenginlere göre daha çok efor sarfetmesi gerekiyor, kabul ediyorum. Ama saygınlığı para ile kazandığınızda balon gibi patlayacağını söylemiştim hatırlarsanız…
Kendimi bildim bileli kandan tiksinirim, görünce içim bir tuhaf olur. Filmlerde gerçek kan kullanılmadığını bilmeme rağmen, onları görünce bile içim bir tuhaf olurdu. Üzerine gittim bu olayın, şimdi kandan tiksinmiyorum. Hatta “Doktor mu olsaydım acaba?” diye düşündüm. Plastik cerrahlara bakıyorum, elleri düzgün, düzgün kesikler atabiliyorlar, elleri titremiyor. Benim de ellerim düzgün, deneme yaptım çok düzgün kesikler atabiliyorum, ellerim titremiyor. Çocukken piyano çalmam için çok ısrar etmişti öğretmenim, parmak yapın çok müsait demişti, ama müziğe ilgim “dinlemek” yönünde. Şimdi bu durumda kalkayım ben de “Yahu işin diplomasını alamadık, ama bu işi yapan plastik cerrahların özelliklerini taşıyorum. Ben de iki silikon takayım, lipo yapayım” mı diyeyim? Böyle bir şey olabilir mi?
mihrac,
6 Kasım 2009 tarihinde:
@Can Sinan ARTUÇ –
Uzun olan cevabınızdan kesinlikle hala şikayetçi değilim. üstelik gerçekten teşekkür ederim. hatta kendime geniş çaplı pay çıkardığımı da söyleyebilirim. bu yazıdan öğreneceğim şeyleri de kendi bilgim çerçevesinde üstüme aldım.
elinize sağlık. Emin olun okumaya ve eleştirmeye devam etmeye çalışacağım. Bu sizin gibi üşenmeden toplumun belirli temalarına yön vermek isteyen bireylere çelme değil katkı olacağını düşünüyorum. sizin de takdir edeceğinizi umuyorum.
Tekrar teşekkür ederim.
Saygıdeğer Yılmaz Bey,
“Siteyi Hakkı Öcal fanatikleri bastı”
Tarzında bir iddiada bulunmuşsunuz. Benim kişisel Fanatizmim yoktur, sadece bende karınca kararınca Php öğrenme yolunda, diğer saygıyı hak eden bilişim katkıcıları gibi, hakkı beyden de faydalandım. ve sadece duyduğum saygıyı dile getirdim. bugün iki tane html tag ı öğreten 10 yaşında bir çocukta olsa saygı duymak ve hakkını vermek hem tanrı, hem de tabiat açısından olması gerekendir kanısındayım. ha zaten siz ortaya attıysanız ben alınmamış sayabilirim kendimi.
ayrıca başbakana bu ülkede eleştiri yapılmayacak diye bişey yok. tam aksine, eleştirilmeyen bir yönetim alır başını gider, sonra da darbeyle 25 yıl geriye gidersiniz. TSK benim bu ülkede en çok güvendiğim kurumdur, emin olun ben de hakaret edilmesine tahammül edemem. ama Eleştirlmesi gereken nokta varsa (Diyelimki hala yabancı menşei’li silah ve yazılımlar kullanmak) eleştirmekten çekinmem.. çünkü bu hem toplumum, hem de kurumlarımız için en doğru olanıdır.
Saygılarımla..
Hüseyin Bozkurt,
6 Kasım 2009 tarihinde:
@mihrac – “Eleştirlmesi gereken nokta varsa (Diyelimki hala yabancı menşei’li silah ve yazılımlar kullanmak) eleştirmekten çekinmem” yorumuna hitaben;
SSM (Savunmaya Sanayi Müsteşarlığı) yeni almış olduğu bir kararla, geliştirilecek olan savunma sanayi araç ve gereçlerini mümkün olduğu ölçülerde ( eğer ülkemizdeki geliştirilmesi mümkünse), Türk firmalarına verme hatta alt yüklenicilerinin dahi Türk olmasını gerektiren (yine mümkün olduğu sürece) yeni bir tasarıyı onayladı.
Ziyahan,
6 Kasım 2009 tarihinde:
Sayın Yazar;
1) Ben ve benim yapımdaki insanlardan ne kastettiğinizi anlamadım? Burada, yani örtünün altında zenofobia seziliyor.Aslında bu zenofobianın hedefindeki kitlenin kim olduğu ,”büyük şehirdeki insanları bir halt sananlar” olduğu, cümlenizlenizden anlaşılıyor. Şimdi diyeceksiniz ki, ben büyükşehirin dışındaki herkesi kapsayacak kertede genişletmedim iddiamı? Hayır! Bu cümlenizden benim anladığım şu ki, siz, belirli bir bölge ve kesim dışındakileri kendi zihin aynanızda kırıp, groteskleştirerek, böyle bir önermede bulunmuşsunuz, ve içine beni de dahil etmişsiniz. Ama üzgünüm! Kim olduğumu bilmeden savurduğunuz bu itham, şuursuzca! Çünkü ben büyükşehirlerde büyümüş ve o eğitim imkanlarından istifade edebilmiş, ender insanlardanım. Ve benim “şans” olarak kavuştuğum bu imkanların herkes için bir “hak” olması olması gayesi ile mücadele ediyorum.
2) Kutuplaşmalara neden olan ben değil sizsiniz! İmkanlar hep kaymak tabakanın olsun. Egemen düzen kadrolarını hep bu kaymak tabakadan ya da ondan sadır olan yeni kuşaktan devşirsin. Benden sonra tufan anlayışında olan ben değilim ne mutlu!
3) Demek Hakkı Öcal gazetecilik tarafına değinmiş ve siyasi görüşünü eleştirmişsiniz.
Buna hakkınız olmadığını söyleyecek kadar insan haklarından bi haber değilim! Yalnız! Ya siz Türkçe’deki noktalama işaretlerinin ne anlama geldiğinden bihabersiniz, ya da cüretiniz(ya da öfkeniz) sizi oradan oraya savuruyor. Hakkı Öcal ‘ın gazetecilik sıfatını tırnak içinde kullanmanızdaki hakkınız nereden geliyor? Ona o ünvanı siz mi verdiniz? Hakkı Bey, o sıfatı kırk yıl bilfiil gazetecilik yaparak kazandı
*Burada, sizin yazınızdan aldığım başlıklar, cevap vermek için vaktim olan ve en önemli gördüklerim idi. Tartışmamızın, minvalidnen cıkmasını istemediğim için bu kadarını aldım. Çünkü benim size yönelttiğim esas itiraz, yukarıda zikrettiğim başlıklarda idi, Selamlar.
Yılmaz DEMİRCİ,
6 Kasım 2009 tarihinde:
@mihrac – Evet, bir genelleme olarak bakabiliriz ama içinde sizinde olabileceğinizi düşünerek sarfetmiştim o kelimeleri. Madem bahsettiğim fanatiklerden değilsiniz, sorun yok o zaman.
Hüseyin Bozkurt Bey’ in size verdiği cevap aslında güzel bir örnek olabilir ama benim okuduğum ve bahsettiğim şey alenen teşvik tarzındaydı. Yoksa eleştiri herkesin hakkı ve kişi, kurum, vs farketmez. Kimseyi TSK düşmanı ilan etmek niyetinde de değilim ama bende yeri geldiğinde orduma sahip çıkarım.
Size birşeyler öğretmiş olan birine saygınız olması normal ama bu kişi ilerde hırsızlık yapsa, hâlâ o kişiyi iyidir diye destekler misiniz? Bana şunları öğrenmemde yardımcı oldu, çok iyi biridir o der misiniz? (Bu örnekte Hakkı cal’ ı kastetmiyorum, herhangi biri). Bence dememelisiniz. Hatta, demezsiniz!..
Can Sinan ARTUÇ,
6 Kasım 2009 tarihinde:
@Ziyahan –
1. Aynaya bakmanız yeterli :) Siz ve sizin yapınızdaki insanları görmek için… Bakınca bir şey göremiyorsanız, o sizin boşluğunuzdan kaynaklanıyor olabilir, içinizi biraz doldurun derim :) Diplomasız BTci, şimdi de diplomasız psikolog mu oldu :) Bana Xenophobia teşhisi falan koyuyor. Daha diplomasız yaptığınız şeyler var mı? Sıralayın da hepsini bilelim, kinder sürpriz yumurtası gibisiniz mübarek :)
2. Okuduğunu anlama özürü tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bunun için ilkokuldaki Türkçe kitabını alıyorsunuz, hikayeyi okuyorsunuz ve yanındaki sorulara yanıt veriyorsunuz. Böyle böyle geliştiriyorsunuz :) Ben ilkokulda böyle yapmıştım herkes gibi, ama siz o sırada kafanızı toprağa gömüp “Her şey kaymak tabakanın ühühühühühüh” diye ağlaşıyordunuz herhalde :) Kendi hayatımdan örnek vermişim, para yoktu kursa gidemedim demişim, halen kaymak tabakadan bahsediyorsunuz. Bu kadar sınırlarla çevrilmiş, 4 duvar arasında kalmış beyinlerle tartışmak da hayli zor oluyor. Nitekim ne okuduklarını anlayabiliyorlar ne de anlatılmak isteneni.
3. Bu ülkede yasal açıdan istediğime hakkım var. İnsan hakları hikayesini, bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nın eşi gibi gidin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde çözün. Sizin mantığınızla bu ülkede bütün siyasetçiler insan haklarını çiğniyor o zaman birbirlerinin siyasi görüşünü eleştirerek. Aslında bi’habersiniz, nitekim çok anlamsız bir konuda “Ama ama insan hakları var” diye ağlaşıyorsunuz. Tırnağa almamın nedeni de “ayrı bir yönüne” değinmem, sizin gibi sınırlı beyinlere “Ana konudan farklı bir kısıma değiniyorum” demektir. Ama siz bunu bile anlayamadınız, yazık… Yahu siz nasıl program yazıyorsunuz, merak ettim açıkçası :)
Doğrusunu söylemek gerekirse benim de sizinle uğraşacak zamanım yok. Çünkü okuduğunuzu anlamıyorsunuz ya da anlamak istemiyorsunuz. Sürekli bellemişsiniz kendi düşüncelerinizi, bunların doğru olduğuna inanıyorsunuz. Olmadığını söylediğimde de başlıyorsunuz “ünlem”li cümleler kurmaya :) Noktalama işaretlerini iyi bilirim, sizi bayağı kızdırmışım anlaşılan, ama buna üzüldüğümü söyleyemeyeceğim, oldukça eğlendim :)
NOT: İnsanlara isimleri ile hitap etmek bir görgü kuralıdır. İki yorumunuzda da bunu göremedim. Yalan yanlış insan haklarından bahsedeceğinize bence gidip biraz görgü kurallarını öğrenin.
Ziyahan,
6 Kasım 2009 tarihinde:
Sayın Yazar,
Maalesef, sizin gibileri sayıyla vermedikleri halde, hitaplara Sayın diye başlamak, sizin fersah fersah uzak olduğunuz edep kurallarına riayet etmemizden kaynaklanıyor.
Üslubunuzu ve gayrı ciddi tavrınızı gördükten sonra cidden üzüldüm. Ciddiye alıp yazınıza değerlendırme yaptığım için bağışlayın!
Hakikat ORUÇOĞLU,
6 Kasım 2009 tarihinde:
sabahtan beri yorumları takip ediyorum ancak bu sitenin gerek yazarları ve gerek editörleri insanların kişilik hakları sınırları hakkında pek bir bilgiye sahip olduklarını düşünmüyorum her nekadar yazar bazı konularda doğru analiz yapmış olsada %80 lık bir hata ve neyi anlatmaya çalıştıgını bilememek gibi bir çelişki içerisinde kalmış..
yazar efendi başkalarını eleştirirken kendinin eleştirilmesine tahammül edemeyen bir çocukluk piskolojisinde kalmış..
sizi muhattab alarak görüş belirtmek çocukluk olacaktır.. gerek makaleniz ve gerekse kişiliğiniz yorum yazmaya değer değildir..
oturup klavye silahşörlüğü yapacağınıza ülkeniz ve insanlar için faydalı birşeyler yaptın tefrika yada fitne çıkartmak adına şeytani fikirler üreterek pohpohlamayı beklemeyin..
sizler sadece zavallısınız…
Can Sinan ARTUÇ,
6 Kasım 2009 tarihinde:
@Ziyahan – Sizin gibileri de sınavla alıyor olmalılar, nitekim bu kadar dar fikir ve görüş çerçevesi içinde olabilmeyi başka türlü ayırabileceklerini sanmıyorum.
Evet ciddiyetten uzak yazdım çünkü siz ciddiye alınacak birisi değilsiniz. Sizi bağışladım merak etmeyin, dilediğiniz zaman buraya gelip dersinizi uygulamalı olarak alabilirsiniz. “Bilgi paylaştıkça artar” değil mi?
Can Sinan ARTUÇ,
6 Kasım 2009 tarihinde:
@Hakikat ORUÇOĞLU –
Bakalım ne demişsiniz: “bu sitenin gerek yazarları ve gerek editörleri insanların kişilik hakları sınırları hakkında pek bir bilgiye sahip olduklarını düşünmüyorum”
Bakalım yazının sonunda ne demişsiniz: “sizler sadece zavallısınız…”
Sizde kişilik bozukluğu mu var yoksa yazdığınız yazının başı ile sonunu bağlayamama sorunu mu? Kişilik haklarından bahseden kişiye bakın hele!
“her nekadar yazar bazı konularda doğru analiz yapmış olsada %80 lık bir hata ve neyi anlatmaya çalıştıgını bilememek gibi bir çelişki içerisinde kalmış” – Ziyahan ile diplomasız psikolog, sizle de diplomasız istatistikçi görüyoruz. Bakalım daha neler göreceğiz :)
“oturup klavye silahşörlüğü yapacağınıza ülkeniz ve insanlar için faydalı birşeyler yaptın tefrika yada fitne çıkartmak adına şeytani fikirler üreterek pohpohlamayı beklemeyin” – Teknovole.com’da şu ana kadar yayınlanmış toplam 932 yazı bulunmaktadır. Bunların hiçbirinden 1 kuruş para kazanmadık ve kazanmamaya da devam ediyoruz. Biz ücretsiz “bilgi” paylaşarak yeterince ülkemize katkıda bulunuyoruz zaten, ama siz PHP+MySQL eğitim setini “parayla” satarak pek de katkıda bulunmuyorsunuz ne yazık ki (web siteniz burası değil mi?: http://www.turkekip.com/ Yoksa bunu da mı salladınız?) Hakkı Öcal ne der?: “Bilgi paylaştıkça artar”. Hani paylaşım? Parayla babam da paylaşıyor. Siz neyi paylaşıyorsunuz bizim gibi, bana onu söyle bakalım ufaklık? (”sizi muhattab alarak görüş belirtmek çocukluk olacaktır.. gerek makaleniz ve gerekse kişiliğiniz yorum yazmaya değer değildir..” demenize rağmen görüş belirtmişsiniz, o zaman çocuk oldunuz ve sizi ufaklık diye çağırmama alınmazsınız umarım :))
Hmmm kimin zavallı olduğu ise apaçık ortada, yazık oldu size de, keşke yazmasaydınız :)
Bu arada yazımda “Nice bilgisayar mühendisi gördüm INNER JOIN yapmayı bilmez” gibi bir cümle geçiyor. Buna alınıp da yorum yazan ve kendince karalama yapmaya çalışan bir bilgisayar mühendisi çıkmadı henüz ortaya. Neden? Çünkü sizin gibi ezik değiller :) Gerçeklerle yüzleşebiliyorlar.
Hakikat ORUÇOĞLU,
6 Kasım 2009 tarihinde:
gözüm gene saçmalamışsın benim işim ticaret yapmaktır eğitim setini satmış olmam bilgiyi öğretmediğim anlamını taşımaz
sap yiyip saman yapmışsın dedimya ne ne makaleniz nede siz değer taşımıyorsunuz seni karşıma alıp ıslah etmekle ugrasırsam kendini fauslye gibi nimetten sayacaksın sağda solda 2 makale okuyup Hakikat ORUÇOĞLU hakkında bilgimi edindiğini sanıyorsun :)
dedimya zavallısın yapacagın tek şey insanların icraatlarına kuduz bir köpek gibi saldırmak hadi gözüm hırlamaktansa pisliğinle oyna..
zavallı sen :)
Can Sinan ARTUÇ,
6 Kasım 2009 tarihinde:
@Hakikat ORUÇOĞLU – Sen de döneksin ve kişiliksizsin :) Ne demişti bizim ufaklık?: “sizi muhattab alarak görüş belirtmek çocukluk olacaktır.. gerek makaleniz ve gerekse kişiliğiniz yorum yazmaya değer değildir..”
Çocuğum benim, küçücüğüm :) Ergenlik bunalımı mı yaşıyorsun? Ergenlik bunalımındaki çocuklar da böyle yapar, kendinden büyük ebeveynlerine karşı “Sizler zavallısınız, sizden nefret ediyorum” der. Şekil 1.A: Hakikat Oruçoğlu :) Telaşlanma küçücüğüm, bu ergenlik bunalımın zamanla geçecek ve bir süre sonra da “büyüklerinin” ne kadar haklı olduğunu göreceksin. O zamana kadar seni pipini keşfetmeye bıraktım :)
Bu arada senin hakkında hiçbir araştırma yapmadım. Senin hakkında çıkarttığım her şey yazdıklarından dolayı öngörümdü. Müneccim olmaya gerek yok bu işler için. Google’da “Hakikat Oruçoğlu” yazmaya değmeyecek kadar küçüksün benim için :)
Ha bir de bu ufaklık ne demişti daha öncesinde: “bu sitenin gerek yazarları ve gerek editörleri insanların kişilik hakları sınırları hakkında pek bir bilgiye sahip olduklarını düşünmüyorum”
Peki bana ne diyor şimdi: “dedimya zavallısın yapacagın tek şey insanların icraatlarına kuduz bir köpek gibi saldırmak hadi gözüm hırlamaktansa pisliğinle oyna..” Kuduz köpek… Kuduz bir köpek, başlangıç aşaması olan 2-3 gün dahilinde “davranış bozuklukları” yaşar. Tıpkı senin gibi yani ufaklık. Kendi dediğini kendi yapmayan bir insanda davranış bozukluğu vardır. Bu yüzden kimin “kuduz” olduğunu da açığa çıkartmış olduk, hem de bilimsel açıdan, senin gibi işkembeden atarak değil :)
Ticaret yapıyormuş aklınca ufaklığa bak sen… Yesinler senin ticaretini :)
Hadi bakalım naaaş, sıradaki…
Hakikat ORUÇOĞLU,
6 Kasım 2009 tarihinde:
Farkındamısın bilmem makalen değilde seninle alakalı görüş bildiriyorum döneklik yaftasını bırakda yazılanları okuyup anlamaya çalış :)
sen böyle hayal dünyanda polyana ve heidi tarzı romanlar yazarak tatmin et kendini :) kuş kadar beynin oldugundanda şupheliyim ama ne diyelim it ürür kervan yürür sen ürü bakalım nasıl olsa analiz ve muhakemeden aciz insanlar şakşakcılığını yapacaklardır. icraata gelince 50 site dolaşıp yarım yamalak bir makaleyle bir halt biliyor gibi insanlara satın kendinizi… icraata gelince ancak salyalarınızı dökersiniz.
benim sözlerim sana kapak oldu muhtemelenki salyaların miğde bulandırıyor..
bu benim sana dair yazdıgım son mesajım.. ister kapak olarak kullan ister kulp olarak alıp bir yerine tak…
zavallı insan…
Bahadır Tunca,
6 Kasım 2009 tarihinde:
siz bu adamın zeka seviyesine erişin de ondan sonra yorum yazma zahmetine girin. Kimin kişilik haklarına saldırdığı ortada. Can Hocam seni tanımam etmem, siteni uzun zamandır takip ediyorum. 5 yıllık avukatım, dava açmak istediğinde senin avukatlığını yapmak isterim. Telefonumu ve adresimi mail adresine gönderdim. Sen bir he de gerisini bana bırak.
Can Sinan ARTUÇ,
6 Kasım 2009 tarihinde:
@Hakikat ORUÇOĞLU – Beyin yerine 1 gram et barındıran ufaklık, bu yüzden sana dönek diyorum zaten. Ne yazmıştı bizim ufaklık ilk mesajında: “sabahtan beri yorumları takip ediyorum ancak bu sitenin gerek yazarları ve gerek editörleri insanların kişilik hakları sınırları hakkında pek bir bilgiye sahip olduklarını düşünmüyorum”.
Şimdi de gerçeği itiraf ediyor: “Farkındamısın bilmem makalen değilde seninle alakalı görüş bildiriyorum”. Görüş bildirirken de, kendi dediği “kişilik haklarını” unutmuş, ağzına geleni söylüyor. İşte sana bu yüzden dönek diyorum ufaklık, okuduğunu anlama özürün de var ne yazık ki… Sana da ilkokul Türkçe kitabı tavsiye ediyorum :)
“50 site dolaşıp yarım yamalak bir makaleyle bir halt biliyor gibi insanlara satın kendinizi”. Kanıtlasana bunu :) Hadi… Yiyor mu? Sana gelelim… Gören de PHP ve MySQL’i bu ufaklığın bulduğunu zannedecek. Sattığı eğitim setinde Allah bilir nerelerden örnek araklamaları var. Eğer yerse gönder bana bir tane, teker teker çıkartayım ortaya ufaklık :) Tabii yerse… Çünkü gördüğüm kadarıyla “bok atayım, ama benim ne yaptığım önemli değil. Yeter ki bok atayım” mantığında bir ufaklıksın. Ne dediklerine güveniliyor ne de söylediklerini destekleyebilecek bir beyine sahipsin :)
Kapak, kulp? Neye göre anlamadım. Bir kere sözünün eri değilsin, “kişilik hakları” diye yanıp tutuşurken kendin kişilik haklarına saldıran bir kişiliksizsin, daha da kapak ve kulptan bahsediyorsun. Eğer bunlar çok ilgini çekiyorsa, ver adresini sana vazelin göndereyim, rahatlıkla kendinde kullanabilirsin :)
Son mesaj? Pek sanmıyorum ufaklık… Şu anda kuduzluğunun “saldırgan” dönemindesin. Bu dönemden sonra ölüm geliyor (Meraklısına: http://www.bilkent.edu.tr/~bilheal/aykonu/AY2002/December02/kuduzorj.htm ). Ama sana o kadar koymayacağım lafları, ölmene gerek yok. Sen sözünde duramadın, en azından bu konuda bir büyüğün elinden tutsun. Bundan sonra yorumların Teknovole.com’da yayınlanmayacak çünkü konu dışına çıktın, kişilik çatışmasına döndürdün. Bu da sana bir abi kıyağı…
Kişiliksiz insan…
Can Sinan ARTUÇ,
6 Kasım 2009 tarihinde:
@Bahadır Tunca –
Merhabalar,
Hiiiiiiiiiiiiiç gerek yok :) Bu ve bunlar gibileriyle o kadar çok tartışıyorum ki, hepsini dava etsem kendi işimi yapacak zaman bulamam :) Üstelik bunları dava etsem, kendilerini “insan” yerine koyduklarımı zannedecekler. Ama bana göre hayvan barınağını ziyaret, bunlarla aynı mahkeme salonunda bulunmaktan daha mantıklı geliyor :)
İlginiz için yine de teşekkür ederim. Şirketimiz için avukat sayısını arttırmak istediğimizde sizi arayacağımdan emin olabilirsiniz.
Can Sinan ARTUÇ,
6 Kasım 2009 tarihinde:
Karşıt görüşler bu yazıda yorum olarak oldukça fazla bir şekilde görülmüştür. Dolayısıyla kendi düşüncenize yakın bir yorum bulabilirsiniz. Kişilik haklarına saldırı ve konuyla alakasız yorumlar yapıldığından dolayı bu yazı yoruma kapatılmıştır.
Ancak yazının muhatabı ve dolayısıyla söz hakkına sahip kişi olan Hakkı Öcal bu yazıya yorum yapmak isterse, kendi yorumu yayınlanacaktır.
1 Geri Bildirim
Bu yazı yorumlara kapalıdır.